Trabzon’un yüksek köylerinden birinde bir marangoz atölyesi… Çam tomrukları biçilirken etrafa yayılan koku… Şerit testerenin altında biriken sıcak ve nemli talaş… Çocukluğumla ilgili hatırladığım en eski ve en belirgin şeyler bunlar olabilir. En güzellerinden olduklarını da rahatça söyleyebilirim.
Ahşap en sevdiğim oyuncağımdı
6–7 yaşlarındaydım muhtemelen. Yaz tatilini geçirmek için annem ve ablamla birlikte İstanbul’dan dayımın yanına gelmiştik. Dayımın, beraber oyun oynayabileceğimiz çocukları da vardı ama ben her fırsatta soluğu marangoz atölyesinde alıyordum. En büyük eğlencem, tomruk biçerlerken bir ray üzerinde ileri geri hareket ettirdikleri arabaya binmek ve talaşlara şekil vermeye çalışmak… Yerlerde bulduğum çivileri düzeltip odun olarak ayrılmış tahta parçalarını birbirine çakmaya başlamam ne kadar sürdü hatırlamıyorum. Bir şey yaptığım da yoktu aslında, çivi çakmayı ve özellikle çekiçleri çok seviyordum. İstanbul’a dönerken çekiçlerinden birini almış, İstanbul’a geleceği zaman oradan ne istediğimi sorduğunda da dayımdan çekiç getirmesini istemiştim. O yaşlarda, şimdi nerede olduğunu bilmediğim bir çekiç koleksiyonum vardı yani.
Trabzon’daki güzel atölye anılarım dayımın İstanbul’a göç etmesiyle son buldu. Marangozluğu bırakmadı tabii. Hatta artık sadece yazın değil istediğim zaman gidebileceğim bir atölyesi vardı ama tomruk biçme arabası yoktu artık. Çam ağacı hazır kereste olarak atölyeye giriyor, kapı pencere doğraması olarak çıkıyordu. Bu, daha az çam kokusu demekti. Mutfak ve banyo dolapları uzun zamandır sunta ve mdf plakalar kullanılarak yapılıyordu zaten. Zamanla plastik doğrama yaygınlaşmaya ve ucuzlaşmaya başlayınca kimse ahşap doğrama siparişi de vermemeye başladı. Menteşesi kırılan dizüstü bilgisayarıma ahşap kasa yaptığım zamanlardaki gibi, çam kokusu atölyede nadiren alınıyordu artık.
Sevgim hiç eksilmedi
Ahşaba karşı çocukluğumda başlayan bu ilgi ve sevgi, farklı boyutlarda ama artarak devam ediyor. Fatih Camii’ndeki sedef kakmalı ahşap kürsüyü, ahşap Wall-e maketini ya da 6 yılda ahşaptan yapılan 1953 model Citroen 2CV modelini gördüğümde içimde hayranlıkla karışık beliren sevinci nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. 2007 yılında iki çocuk babasıyken işimden ayrılarak giriştiğim ve üzerinde bir sene çalıştığım internet projesini rafa kaldırmama sebep olan şeylerden birinin, lazer işlemenin üzerinde çok güzel göründüğü ahşap bir USB bellek olduğunu söylesem bir fikir verir belki. Evet, tezgahta artık kişiye özel ürünler üzerine kurulu bir e-ticaret projesi ve ahşap vardı tabii ki. Yan yana geldiği diğer materyallere güzelik katan ahşap, teknolojiyle de çok güzel uyum sağlamıştı.
Tahtakafa.com neden doğdu?
Uzun süredir e-ticaret alanında çalışıyorum. İşim gereği teknoloji ile iç içeyim. Gelecekle ilgili sohbetlerde ise bahçe içinde bir ev ve yanında bir ahşap atölyesi olan hayallerimden bahsediyorum. Tahtakafa.com, hayallerim ve gerçeklerimin kesiştiği nokta. Öğrendiklerim, keşfettiklerim ve ustalarından aktardıklarımla ahşaba ilgi duyanlar için bir referans merkezi haline getirme amacıyla çıktım yola ama nereye varacağını ben de bilmiyorum.
Siz de ahşaba ilgi duyanlardansanız mutlaka tanışmalıyız! Belki nereye varacağına birlikte karar veririz.




